| |
Savaşların, çekişmelerin , kinlerin ötesinde
barış içinde yaşayan bir şehir, insanların fikirlerini özgürce söyleyebildiği,
zaferlerde yaşanan sevincin, tanrılara adanan tapınaklara dönüştüğü
ve çevresindeki diğer şehirlere örnek olan bir şehir. Matematiğin,
felsefenin, tiyatronun, heykel sanatının, siyasetin ve mimarinin
eşsiz isimlerinin yaşadığı, tarihindeki pek çok önemli olayın tanrısal
boyutunun mitolojik hikayelere dönüştüğü bir şehir... İşte bu şehir,
komşumuz Yunanistan’ın başkenti Atina. Atina’yı gezmeye ünlü Panthenon
tapınağından başlıyorum. Çağının en büyük mimarı Phedias tarafından
akıl tanrıçası Athena için yapılan tapınak, 2500 yıldır tarihin
en yıpratıcı rüzgarlarına rağmen tüm ihtişamı ile Atina şehrinin
gururu olarak ayakta duruyor. Akropolis’i dolaşıyorum... “Kentin
yukarı bölümü” anlamına geliyor bu sözcük. Akropolis’ten baktığımda,
bütün Atina ayaklarımın altına seriliyor.

Atina Havalimanı
Çağının en büyük mimar ve heykeltıraşlarının
eşsiz bir eseri olarak pırıl pırıl parlıyor Akropolis. Zaten Atina’da
her an, tanrılarla koyun koyunasınız! Plaka, dar sokakları, renkli
ve küçük bahçeli evleri ile tipik bir Yunan mahallesi. Dokusu bozulmadan
korunmaya çalışılan bu tarihi mahallede gündüzleri cafeler, geceleri
de tavernalar cıvıl cıvıl. Zaten Atina’ya gelip de Plaka’yı görmeden
gitmek mümkün değil. Plakanın içinde yer alan eski pazar yeri olan
Agora’yı gezdikten sonra, Yunanlıların yaz kış vazgeçemedikleri
kutsal (!) içecekleri frapelerini içmek üzere, asırlık çınarların
gölgesindeki Diyojen Café’de bir mola vererek çevredeki yaşamı gözlemleyebilirsiniz.
Bu cafede anlatılan bir efsaneye göre, Büyük İskender ordusu ile
Atina’ya geldiği zaman Diyojen’le burada karşılaşmış. Diyojen bir
fıçı içinde kitabını okurken, Büyük İskender yanına gelerek “Dile
benden ne dilersen” demiş. Diyojen ise güneşini engelleyen İskender’e
kafasını bile kaldırmadan “Gölge etme başka ihsan istemem” cevabını
vermiş... 400 yıllık Osmanlı egemenliği sırasında burada bir mahalle
kuran Türkler, geride maalesef elle tutulabilir bir eser bırakmamışlar.
Bugün Monastraki’de müze olarak kullanılan cami dışında kayda değer
bir eser göremiyorsunuz. Plaka’dan Pandrosou caddesine doğru yürüdüğünüzde
karşınıza çıkan Metropolis Kilisesi, 1842 ve 1862 yılında yapılan
çan kuleleriyle dikkati çekiyor. Kilisenin önündeki ‘Metropoleos’
caddesini geçtikten sonra kalabalığın bir anda artış gösterdiği,
en şık alışveriş mağazaları ile bezenmiş ‘Ermou’ caddesi, aklınıza
gelebilecek olan her şeyi kolayca bulabileceğiniz bir yer. Bu caddedeki
kalabalık sizi kendi içinde eritirken, cadde üzerindeki renkli kostümleri
ile gösteri yapan pantomimciler, ilginç şovlar sunan şovmenler ve
dans ederek para toplamaya çalışan çingene çocuklar, bu caddenin
vazgeçilmez dekorları gibi karşınıza çıkıyor. Ayrıca, bu cadde üzerinde
alışveriş yapan Atinalıların cep telefonları ile yüksek sesli konuşmaları
arasından sıyrılan melodileriyle laternacıları, caddenin adeta kadrolu
sanatçıları olan ve enstrümanları babadan oğul'a devreden bu yorgun
savaşçıları, görmek mümkün.

Atina'da Üniversite
Avrupa Birliği’nin en ucuz şehri olan Atina’da,
sabah erken saatlerde açılan dükkanlarda öğleden sonra saat 15:00’e
kadar alışveriş yapmak mümkün. Atina’da Pazartesi ve Çarşamba günleri
dükkanlar öğlene kadar diğer günler ise 20:30’a kadar açık. Yunanistan’da
14:30’dan sonra siesta saati. Herkes öğle uykusuna yatıyor ve bu
saatte gürültü yapmak kesinlikle yasak. Eğer şansınızı fazla zorlarsanız,
kapınızda polisleri görmek işten bile değil. Yazın havaların çok
sıcak olmasını bahane ederek böyle bir çalışma sistemi uygulasalar
da, işin aslı Yunanlıların “Acele işe şeytan karışır” felsefeleri...
Nitekim Amerikalı işadamları Yunanistan’da randevu saptarken muhataplarına
“Avrupa saati mi, yoksa Yunan saati mi?” diye sormadan edemiyorlar.
Randevusuna saatinde giden bir Yunanlı bulmak çok zor...
Sokaklarda cep telefonları ile yüksek sesle konuşan
yayaları, kırmızı ışıkta geçip “pembe ışıkta geçtiğini” iddia eden
şoförleri, yolun tam ortasına otomobili bırakarak bir dükkana giren
insanları ile de İstanbullulara hayli benziyorlar doğrusu... Ermou
caddesinde kalabalıkla birlikte yukarı doğru yürüdüğünüzde bankaların,
havayolu şirketlerinin, bakanlıkların ve cafelerin merkezi olan
24 saat hareketin yaşandığı Syntagma meydanına gelirsiniz. Meydanda
hemen karşınızda yükselen parlamento binası Yunanistan’ın ilk kralı
Otto ve kraliçe Amalia için yaptırılmış ve 1924 yılından itibaren
de parlamento binası olarak kullanılmaya başlanmış.
Parlamento binasının önünde yer alan meçhul asker
anıtını bekleyen ve her saat başında seremoniyle nöbet değiştiren,
pileli etekleri, siyah ponponlu tahta ayakkabılarıyla ünlü “evzones”
askerlerini de izlemeniz mümkün. Özellikle Pazar günleri saat 11:00’de
yapılan, büyük bir bando ve gösteri birliği tarafından gerçekleştirilen
nöbet törenini, yine bu meydanda yer alan Grande Bretagne Oteli’nin
terasından bir şeyler içerek izleyebilirsiniz. Syntagma meydanının
yukarısındaki Kolonaki semti, renkli şık butikleri ve cıvıl cıvıl
kafeleriyle Nişantaşı’nın Atina versiyonu. Kolonaki meydanında yan
yana yer alan renkli kafeleri dolduran gençler, günün ve gecenin
her saatinde gençliklerinin tadını çıkarıyorlar. Atinalı gençler,
vazgeçemedikleri bir diğer tutkuları olan motosikletleri ile Kolonaki
meydanında, kareyi tamamlayan bir doku olarak yerlerini alıyorlar.
Buradaki buluşma yerlerinden Da Cappo Café, frape ve espresso içerek
sohbet eden şık Yunanlılarla dolu... En şık ve ünlü markaları bulabileceğiniz
Kolonaki sokaklarını gezerken politikacıların ve sanatçıların gözde
buluşma mekânı Pritanion restaurant-bar’a da uğrayarak, bu restoranın
Yunan, İtalyan ve İspanyol mutfağından oluşan lezzetli yemeklerinden
tadabilirsiniz. Neo klasik yapıda, iki katlı bu ev, kentin ne popüler
restoranlarından. Bu yüzden rezervasyon şart. Kolonaki’de gezerken
göze çarpan Lycovittos tepesi üzerindeki Ayios Georgios klisesi,
24 saat misafirlerini ağırlıyor. Atina’ya hakim bir tepe üzerine
kurulan bu kilisenin gölgesine sığınarak tüm Atina şehrini seyretmek
ayrı bir zevk. Özellikle güneşin battığı saatlerde buradan şehrin
değişen yüzünü ve rengini görmek ve bu tepenin mitolojik hikayesini
dinlemek insanı gerçekten dinlendiriyor.
Lycovittos tepesinin efsanesine göre; tanrıça
Athena, Akropolis’teki tapınağın gökyüzüne çok yakın olmasını istemiş
ve fırtınalı bir gecede Pentelli (Pentoli) dağına gidip oradan büyük
bir kaya kütlesi çıkarmış. Çıkardığı kaya ile Akropolis’e doğru
gelirken 2 karga yanına gelerek kendisine kötü haberler vermişler.
Aldığı haberlere öfkelenen Athena elindeki kayayı Atina’nın ortasına
düşürmüş ve kuşların peşine takılarak gitmiş. Tepe, işte bu kayaymış...
Atina şehrinin bir diğer yüzü ise, bugün eski
Pazar yerini ayıran metro raylarının hemen yanında yer alan Monastraki’deki
yeni pazar yeri. Adrionou ve Philllippou caddelerinin kesiştiği
yerdeki hareket, bir anda bizim Tahtakale’yi andırıyor. Kullanılmış
telefon kartı satan koleksiyoncular, gümüş takılar, kitapçılar,
ayakkabıdan askeri monta kadar herşeyi bulabileceğiniz Monastraki
bölgesi, renkli yüzleri ile şehrin başka bir gerçeği olarak karşınıza
çıkıyor. Özellikle Pazar günleri tamamen renklenen bit pazarı, tarihin
ışığını yansıttığı bir ayna gibi çok uzaklardan dikkati çekiyor.
Monastraki bölgesinden Apostolou Pavlou caddesine doğru yürürken
hemen solunuzda karşılaşacağınız Theseion, dopdolu kafeleri, neşeli
üniversite öğrencileri, rengarenk motosikletleri ve mini etekli
cesur bayan sürücüleriyle dikkatinizi çekecektir.
Pek çok kafe ve bar bulunan Theseion günün her
saatinde eğlenmesini bilen Atina’lıların en gözde mekanlarından.
Servis yapan güzel Yunanlı kızlarla iyice renklenen cafeler, gece
yüksek volümlü müziğin eşliğinde sabaha kadar dolup boşalıyor. Zaten
Atinalılar için hayat saat 22:00’den sonra başlıyor. Genellikle
yemeğe saat 22:00 sıralarında çıkıp ardından bir tavernaya gidiyor
ve sabahın erken saatlerine kadar eğleniyorlar. Atina’ya gelip de
Plaka’da gece saat 22:00’den sonra buzukili bir tavernaya gitmemek,
çok şey kaçırmak demek...
Genellikle Plaka’da yer alan, iki katlı eski
evlerden taverna haline getirilmiş ve rembetiko tarzı müzik yapan
bu mekanlar, tüm turistlerin ilgi odağı. Gerçekten de “caciki, dolmades,
fava, ahtopodi ve kalamari” ağırlıklı bir sofrada yudumlanan buzlu
uzolar eşliliğindeki rembetiko müziği, gecenin unutulmaz anıları
olarak hafızalara kazınıyor. Eğer müzisyenler Türk olduğunuzu anlarlarsa,
ardı ardına Türkçe parçaları söylemeye başlıyorlar. Bu sıcak ortamda,
size de sahnedeki müzik eşliğinde Atinalı komşularımızla birlikte
sirtaki yaparak sabahın erken saatlerine kadar eğlenmek kalıyor.
Atina’da gezilecek yerlerin başında gelen eski adı Türko Liman olan
bugün ise “Mikro Liman” olarak adlandırılan bu küçük limandaki sayısız
restaurant, cafe ve barlar, gece olunca Atina’lılarla turistlerin
sahneyi ele geçirdikleri bir dekora dönüşüyor.
Buraya gelen ünlü Türkleri ağırladığı için kendini
ayrıcalıklı gören Zorba Restaurant, zengin deniz ürünlerinden oluşan
mutfağı ile dikkat çekiyor. Limanı bir gerdanlık gibi saran bu restoranlar,
gece boyunca “misafirlerine” en iyi hizmeti verebilmek için birbirleriyle
yarışıyorlar. Yemekten sonra ise yolun diğer yanında yer alan sayısız
barda müzik eşliğinde içkinizi yudumlayarak, renkli Atina gecelerine
devam etmek özellikle hafta sonlarında kaçınılmaz. Plaka semtinde
yer alan tavernalarda Rembetiko müziği eşliğinde sirtaki oynama
seçeneği dışında, oldukça iyi gruplardan dinleyeceğiniz rock müziğinden
caza kadar geniş bir yelpazede Atina gecelerini dolu dolu yaşayabilirsiniz.
Bunun dışında ise Atina çevresine yapılacak günü birlik gezilerle
hoş vakit geçirebilirsiniz. Özellikle Pire limanından her saat başı
kalkan vapurlar ve yaklaşık 1,5 saat süren yolculukla Egena adasına
ulaşmak mümkün. “Flying Dolphin” adlı katamaran tarzı teknelerle
aynı adaya 35 dakikada ulaşabilirsiniz.
Limana indikten sonra bir köy havasındaki bu
ada, sizi tüm sıcaklığı ile hemen kucaklıyor. İskelenin tam karşı
sokağındaki balık pazarının karşısında yer alan lokantalar, size
adanın en leziz ürünlerini sunmak üzere yarışıyorlar. Burada size
tavsiye edeceğim ahtapot ızgara, buz gibi uzoyla inanılmaz iyi gidiyor.
Adada açık ev yapımı şaraplardan da tatmanız mümkün. Burada ayrıca
ahtapotlu makarna ve bizimkinden biraz değişik olan favayı da denemekte
yarar var. Atina’daki seyahat acenteleri vasıtasıyla aynı gün içinde
Egina, Idra, Poros adalarına büyük yolcu gemileriyle düzenlenen
yemekli gezilere katılmak da mümkün. Genellikle sabah 08:00’de kalkan
gemiler akşam 08:00’de tekrar sizi aldığı noktaya geri bırakıyor.
Fazla zamanı olmayanlar için ideal. Bir diğer günü birlik kaçamak
olarak da Atina’dan sahil boyunca masmavi denizle kol kola giden
bir yoldan Sounion burnuna gidebilirsiniz.
Sounion burnuna gelmeden önce kayaların üzerinde
Poseidon tapınağı uzaktan hemen göze çarpıyor. Yol boyunca bulunan
balık lokantaları, tavernalar ve kahvelerde de yolculuğun monotonluğunu
kırabilecek fırsatlar yakalayabilirsiniz. Bugün dor stili 15 sütunu
ayakta kalan, orjinali ise 34 sütunlu olan Poseidon tapınağı, Perikles’in
yine altın çağında yaptırdığı eserlerden biri. Tapınağın mimarı
bilinmese de, bugün Souinon burnunda en hakim noktaya yaptırılan
ve denizlerin tanrısı Poseidon’a adanan bu tapınak, sürekli gelip
giden turistlerle dolup taşıyor.
Bize çok benzeyen sıcak insanları, gündüzünden çok daha renkli geceleri
ve tarihsel cazibesi ile Atina, bize bir kanat uçuşu mesafesinde
meraklı gezginleri bekliyor, kısacası..
|